Sevgili anneler, anne sütü mucizedir, bebeğiniz ilk doğduğu andan itibaren büyüme ve gelişme için gerekli olan tüm sıvı, enerji ve besin ögelerini içerir. Eşsiz içeriği ile bağışıklık sistemi gelişimini destekler, antibiyotik kullanımı gerektiren hastalıkları azaltır.
Bebeğinizin bağışıklığını guclendirmek için onu 2 yaşına kadar anne sütü ile besleyin. Anne sütü alımı azaldığındaysa bebeğinizin bağışıklığını Aptamil ile desteklemeye devam edebilirsiniz.
Detaylı bilgi için tıklayınız.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Yeni işimin ilk gününden selamlar... Boş kaldığım bir arada yazmak geldi içimden bu fırsatı kaçırmamam gerektiğini düşündüm. Daha önce ki işim bir organizasyon firmasında asistanlık + fotoğrafçılıktı.. Ama şartlar daha sonraları istediğimiz şekilde gelişmedi olmadı ve ayrıldık..Tabi bu ayrılışta görüşmekte olduğum firmanın etkisini de unutmamak gerek. :) Yeni işim bir Dış Ticaret firmasının satın alma sorumlusu. Gayet güzel şartlar ile görüştük ve anlaştık ve bugünde ilk iş günüm.

Şu an feci sıkılmaktayım. Bana dünyanın en sıkıcı şeyi nedir diye sorsanız tek bir cevap alırsınız !
Yeni bir iş yerinin işleyişini öğrenmek

Bu süreç çok fazla boğucu, gereksiz bir sürü angarya ile uğraşıyorsunuz ve buda başlangıçta bir bıkkınlık, yılgınlık hissi yaratıyor sizde. Her yerin düzeni bir başka, bu düzeni öğrenmekte zaman alan bir durum ama yinede bu durumu kabullenmek bu kadar saçma şeylerle zaman kaybetmek sizi daraltıyor.

Hele birde dışarıda bugün kü kadar güzel bir hava var ise, dışarıda olma isteğinizle de birleşen bu sıkılmışlık ''ya benim burada ne işim var, insem şimdi Kadıköy sahiline, oturup bir çay içsem iki sohbet etsem arkadaşlarımla'' haline bürünüveriyor. Ama tabi siz benim dediğime kulak asmayın, bu planı benim gibi iş bitiş saatinden sonrada yapabilirsiniz :)
Parasız da olmuyor, yapılmıyor malesef bu planların hiçbiri :)  Onun için işinizi yapın, paranızı kazanın, akşam bi tavla atar kendinize gelirsiniz :)
Epey olmuş böyle girip bişeyler yazmayalı kendi dilimden. Şimdide öyle şu oldu bu oldu tarzı birşey yazacak modumda değilim aslında. Bugün bahsetmek istediğim; gezelim görelim not verelim köşemize uygun bir mekan tanıtımı :=)

Evet cuma gecelerinin değişmez klasiği gezelim görelim programımızda bu hafta marjinal bir mekan olan

XLarge Club


Mekana bir arkadaşımın ısrarla ''hadi gidelim yeni yerine taşınmış. Bakalım nasıl bir yer, söylendiği kadar marjinal mi acaba '' dürtüleri ile gittim..
Evet bence baya, yani en azından bana göre fazlaca marjinal bir mekan. Ama güzel yanları marjinalliğinin önüne geçiyor.. Özellikle İstanbul gecelerinde tek başına bir kadın olarak eğlenecekseniz mekan bunun için çok uygun.. Her masanın arasında mutlaka bir koruma var ve her daim sizi ve etrafınıza üşüşen sinekleri kontrol altında tutuyor. Eee buda demek oluyor ki mekanda sizi kimse rahatsız edemez :) Ayrıca içki içip sapıtan kitleyi de zaten hemen kapı önüne alıyorlar buda güzel bir durum tabi ki.
Mekanda Trans başta olmak üzere Metalden tutunda, Türkçe pop müziğe kadar karışık müzikler çalıyor. Ama rahatsız etmiyor sizi bu kadar değişken olması hatta mekanın atmosferindenmidir nedir bilinmez Serdar Ortaç şarkılarının bile kulağa hoş geldiği kesin :)
Marjinal kısmına gelelim şimdi... Tabi ki dansçılarımız. :) 
Erkekleri biskolata reklamından fırlamış görüntüye sahip olan, hatunları da taş modunda olan bu dansçı grubunu takdir etmemek elde değil.. Ben ilk kez gittim genelde aynı kareografi ile dans ediyorlarmış ama bunun rahatsızlık vereceğini düşünmüyorum açıkçası. 
Kısaca mekan iyi, oldukça büyük bir alan, 1000 kişilik bir kapasitesi var, Maslak'ta, ulaşımı kolay ve tabi evinize dönmeniz de...Bir nokta da daha sizlere garanti verebilirim. İçkilerinin içinde su yok :))) Tekila içtikten sonra ben bile sarhoş olduğuma göre içine bir şey katmadıklarına emin olabildim :) 
Farklılığı ve eğlenmeyi seviyorsanız mutlaka bir hafta sonu uğramanız gereken bir mekan diye düşünüyorum...
Mutlu kalın...



 



Siz acıktığınızda ne duruma geliyorsunuz bilemem ama ben acıktığımda gözüm hiçbir şeyi görmüyor. Bir an evvel en çabuk şekilde bir çözüm bulmam gerekiyor. Haliyle, normal porsiyonlarda beni kesmiyor böyle durumlarda.
Dün çok yoğun geçen bir günün ardından tek hedefim bir an evvel eve ulaşmaktı. Trafiği atlatıp eve ulaşmayı başardım ama açlıktan ölmek üzereydim ve koşarak mutfağa gittim. Böyle durumların en büyük kurtarıcısı benim için artık MakarNeks. Bunun için öyle çok sebebim var ki… Bir kere çok pratik,  sadece paketin içinden çıkan sos ve erişteyi, kaynayan suya atıyorsunuz… Zamanı lezzetli kullanmanın en harika yolu, 3 dakika bekliyorsunuz ve nefis, lezzetli sosuyla MakarNeks hazır…
Tam domatesli MakarNeks mi yoksa peynirli MakarNeks mi yesem diye karar vermeye çalışırken, aklıma bir fikir geldi… Peynirli MakarNeks’e bayılırım… Domates soslu MakarNeks’i de sevmeyenimiz yoktur herhalde…’Neden domatesli ve peynirli MakarNeks’i birlikte pişirip lezzete lezzet katmıyorum ki?’ diye düşündüm, hem böylece birinden birini seçmemde gerekmeyecekti.  Paketin arkasındaki tarife göre hesaplayınca 500ml kadar su koymam gerekli ama ben biraz daha az koymayı tercih ettim. Önce domatesli paketinden çıkan erişteyi, sonra da peynirli paketindeki çıkan erişteyi kaynayan suya attım, aynı anda hem domatesli hem peynirli soslarını açıp, birlikte tencereye ekledim…. Veee 3 dakika sonra kocaman bir porsiyon, domatesli ve peynirli MakarNeks’im enfes lezzetiyle hazırdı…. Domatesli MakarNeks ve Peynirli MakarNeks’in karışımı gerçekten inanılmaz lezzetli, doyurucu ve pratik… Benim yeni favorim... Siz de hemen deneyin, MakarNeks lezzetinize lezzet katın…Bu yeni, harika buluşumun sırrını sizlerle de paylaştım…Sıra Acılı MakarNeks ile yeni denemelerde….
Bu arada MakarNeks, gerçekten sürprizleri ve insanları şaşırtmayı seviyor, bakın bankta oturan insanların sıradan bir gününü sürprizlerle nasıl eğlenceli bir güne dönüştürmüş.
MakarNeks Facebook sayfasını buradan ziyaret edebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.


Sen. Makinanın başındaki adam ve atölyedeki adam. Sana yarın su boruları ve yemek kapları yapmayı bırakıp miğferler ve makinalı tüfekler yapmanı emrederlerse, yapacağın tek bir şey var:


HAYIR de!

Sen. Tezgahın ardındaki kız ve büroda çalışan kız. Yarın sana el bombaları doldurmanı ve keskin nişancı tüfeklerine dürbün takmanı emrederlerse, yapacağın tek bir şey var: 


HAYIR de!

Sen. Hastasının başındaki hekim. Yarın sana cepheye gönderilecekler için sağlam raporu yazmanı emrederlerse, yapacağın tek bir şey var:

HAYIR de!

Sen. Havaalanındaki pilot. Yarın sana kentlerin tepesine yakıp yok eden bombalar yağdırmanı emrederlerse, yapacağın tek bir şey var:

HAYIR de!

Sen Köydeki, sen kentteki. Yarın askere alma belgeleriyle kapına dikilirlerse,
yapacağın tek bir şey var:

HAYIR de!

Yeryüzünün dört bir yanındaki tüm analar, yarın size askeri hastanelerde hemşirelik yapacak, yeni savaşlarda savaşacak çocuklar doğurmanızı emrederlerse, yapacağınız tek bir şey var:

HAYIR deyin!  Analar, HAYIR deyin!

Son hayvan-insanın son hayvansı çığlığı hiç duyulmadan, hiç yanıtlanmadan kan göllerinde boğulacak…
Bunların hepsi olacak, yarın, belki bu gece, eğer… eğer… eğer… HAYIR demezseniz!

Wolfgang BORCHERT : 1921 yılında Hamburg’da doğdu, 20 yaşında ikinci dünya savaşı için askere alındı. Yaralandı, difteri, sarılık gibi hastalıklara yakalandı. Görüşlerinden dolayı cezaevine atıldı. Sonra bağışlandı, gene savaşa sokuldu; gene hastalandı, çürüğe çıkarıldığı sırada gene cezaevine atıldı. 1945’de serbest bırakılınca Hamburg Devlet Tiyatrosu’nda reji asistanlığı yaptı, 1947’de, bir İsviçre hastanesinde ( oyununun ilk oynanışından bir gün önce ) öldü ve oyununun 30 tiyatroda birden oynandığının haberini dahi alamadı. 26 yıllık hayata, öykü kitapları, şiirler ve tiyatro oyunu sığdırdı. Çağdaş Alman edebiyatını derinden etkiledi ve kendine silinmez bir yer edindi.

Yeni Çanakkale savaşları yaşanmasın istiyorsan militarizme, emperyalizme, vahşi kapitalizme HAYIR DE! Siyasi sınırları reddeden yeni bir dünya için çalış.
Vakt-i zamanında sokak aralarında top tepmişliği de vardır
Pro evolution soccer oynamışlığı da,
Tahta tüfeklerle savaş oyunları da oynamıştır
Counter strikeda sis bombası atmışlığı da vardır,
Salçalı ekmek nedir bilir, 
Nutella yemişliği de vardır,
Atari salonlarında geçeyim mi abi demişliği de vardır
Slm asl diye sormuşluğu da,
Saat 1'de gelecek arkadaşını gelir umuduyla 3'e kadar beklemişliği de vardır,                                "Gelmiyorsan gidiyorum" diye sms attığı da,
Aşk mektubu yazmışlığı da vardır
Facebook'tan arkadaşlık isteği göndermişliği de,
Tetris'te yıllarca çubuk beklemişliği de vardır, 
Angry birds oynamışlığı da,
Bizimkiler'in kapıcısı cafer'i de sever, 
Avrupa yakası'nın kapıcısı gaffur'u da,
Walkman'i de olmuştur,
Mp3 player'ı da,
4 vitesli murat 131 arabaya da binmiştir, 5 vitesli kuş serisi arabaya da,
Ama favorisi dijital göstergeli uzay aracı tempra'dır her daim,
Vhs ve beta film kiralamışlığı, korsan cd almışlığı da vardır, 
İnternetten blu-ray film indirmişliği de,
Sevgilisine karışık kaset çekmişliği de vardır, 
Romantik(!) sandığı bir parçanın linkini göndermişliği de,
1. körfez savaşı'nı da bilir, 
2. körfez savaşı'nı da,
Gazetelerin verdiği ansiklopedileri de kullanmıştır ödevlerinde, 
Wikipedia'yı da,
Kuzeyimizdeki bir ülkeyi, ilkokul kitaplarında SSBC olarak bilir, Ortaokul kitaplarında bağımsız devletler topluluğu, lise kitaplarında Rusya federasyonu,                                                                                      Şimdi ise güzel kadınlar ülkesi olarak,
İngiltere'den 8 yediğimizde ağlamışlığı da vardır,
İlhan mansız'ın senegal'e attığı golden sonra yerde yuvarlanmışlığı da,
Lig maçlarını haftasonu öğle saatlerinde TRT 1'de bedavaya da izlemiştir, 
Digiturk'e eşşek yüküyle para vererek de,
Cine-5'de reklam sonrası 30 saniyeliğine şifresiz verilen erotik filmleri de izlemiştir,                              Youporn'nun da hakkını vermiştir,
Gazoz kapağı, bilye, taso, futbolcu kartları da biriktirmiştir, film arşivi de.
Hayatı hep biriktirmekle geçmiştir yani.
Ronaldo luís nazário de lima'ya tapmıştır ama 
Cristiano ronaldo dos santos aveiro'u da izlemiştir,
İşte sırf bu yüzden adına efsane nesil denmiştir, 
Taklitlerinden sakınınız.....
Ama artık hayat yormaya başlamıştır ve yaşlanmaya başladığını hissetmektedir, böyle entryler girmesinin nedeni de bundan başka bir şey değildir.


Dün camları kırılan arabaların içinde yarın rahatça gezebilelim diye var bu eylemler..Olay sadece Berkin,Ethem,Ali vs olayı değil..Olay bir halkın tüm özgürlüklerinin elinden alınması, hakkının çalınıp ayakkabı kutularının içlerinde saklanması...Mantığını kullanabilen her insan düşünür evden bu kadar para çıkıyorsa nerelere, hangi bankalara ne kadar para zulalanmıştır diye? 
Bugün Kamuya ait malların neredeyse tamamı satıldı..Hani o bilbordlarda gördüğünüz ''İMF'ye borcumuzu bitirdi yazısı varya....IMF ‘ye öde­nen son borç tak­si­ti olan 421 Mil­yon do­lar, Tür­ki­ye­’nin şu an­da mev­cut olan dış bor­cu­nun 1/800’ü ya­ni 800’de bi­ri. Dış borç­lar bı­ra­k azal­ma­yı, AKP dö­ne­min­de %200’e ya­kın art­tı!

Yani bu demek oluyor ki şu an bindiğiniz araba aslında sizin arabanız değil  Çünkü sende bu devletin vatandaşı olarak kişi başına düşen bu borçtan büyük oranda payını alıyorsun..Geçmiş olsun :))

TÜRK TELEKOM Tür­ki­ye­’nin en de­ğer­li şir­ke­ti. Lüb­na­n’­lı bir şir­ke­te sa­tıl­dı. O şir­ke­tin yüz­de 99.5 his­se­si Du­ba­i’­de­ki bir şir­ke­te ait. Du­ba­i’­de­ki şir­ke­tin or­tak­la­rı “net ola­ra­k” bi­lin­mi­yor.Acaba kimler dersiniz? Türk Te­le­ko­m’­dan alı­nan %15 Ha­zi­ne pa­yı kal­dı­rıl­ma­say­dı, yak­la­şık 9 mil­yar TL ge­lir el­de edi­le­cek­ti! O zaman neden bu kadar para getirisi olan bir işletme özelleştirildi ?
Büyük 2023 projesi var sürekli gündemde.Peki ne var bu 2023'te ??Sonumuz getirilmeye çalışılıyor bunu görmemeniz de arabanızın camlarının filmle kaplı olmasından kaynaklanıyor sanıyorum  Yada perdenizi açıp hiç sokaklara bakmadınız...Türkiye'de Türk yok neredeyse farkındamısınız ?
Bu ülkede şu an :
Kürtler özerklik ilan etti..
Ermeniler soykırım tezinden vazgeçmeyecek..
Aleviler ve farklı kültürel çatışmalar çıkartılacak ki başlandı bile.
İsrail ile ilişkiler kötü durumda..Bunun sonucu nedir biliyormusunuz? Lozan''ın gizli maddelerinin sona ermesi ve anlaşmadan kurtulan ülkenin eyaletler şeklinde parçalanması...Kürdistan zaten kuruldu..Artık bir orduları bile var düşünün..Ülke bu şekilde bölünmeye devam ediyor.Yarın Kürtlere hakkını verdiniz bizde soykırıma uğradık diyecek Ermeniler,arkasından Çerkezler çıkacak meydanlara bir parçayı da onlara vereceksiniz...
Eee el mecbur tabi Kürde verip Ermeniye,Çerkeze,Laza vermemek olmaz...
YANİ DEMEM O Kİ ; BU İŞ NE BİR AĞAÇ İŞİ , NEDE ÖLENLERİN HESABI...BİR HALKIN UYANIŞI BU , HAKKINI ARAMASI , ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ , VATANI BÖLÜNMESİN DİYE UĞRAŞMASI...
UYKUNUZU BÖLDÜM KUSURA BAKMAYIN , KALDIĞIN YERDEN DEVAM EDEBİLİRSİN !...


İnternet üzerindeki tüm hesaplarımızda bugüne dek analitik, sakin, naif ve terbiyeli bir üslup çerçevesinde kendimizi ifade etmeye çalıştık; takip edenler biliyorlar. Bu üslubun sebebi, bir kimlik oluşturmak ya "bir şey gibi" görünmek değil, olaylara böyle bir noktadan bakıyor oluşumuzdur. Fakat belli hususlarda iş artık öyle bir noktaya geldi ki; affınıza da sığınarak bugün biraz başka türlü konuşmak istiyoruz. Çünkü konu bir kertede müzik ile ilgili bir mesele ve artık canımız çok yanıyor.]

Hükümet destekli duygu sömürüsü etkinliklerinde "Sanatçı duyarlı olmalı!" diyerek, kameraların gözü önünde timsah gözyaşları döken, hem sempatik hem"akil", bu ülkede sanat -hatta san'at- dendiğinde kendiliğinden bir adım öne çıkıveren, 6 oda 2 salon villalarından sokağın ve acının müziğini yapan, bu ülkede sanat yapmaya çalışan öğrenciler kemanına tel, oyununa salon, üzerine resim yapacak tuval bulamazken tüm Türkiye'nin nabzını tuttuğu yardım kampanyalarına "isimlerini vere vere" tuhaf bağışlarda bulunan, esen rüzgârın yönüne göre pupa yelken diyen, şarkılarında sevdadan ve hayatın gerçeklerinden(!) bahseden, bizi, Kül'ü %99 ihtimalle tanımayan, tanımayacak, tanıması bizim için hiç bir şey değiştirmeyecek, umurumuzda dahi olmayan tüm "sanatçılara" açık çağrıdır.

Sizler 'devletin' değil; içinden çıktığınız, otobüste yan yana oturduğunuz, ilk albümünüzü kaydedebilmek için plak şirketinin kapısında şaşkın şaşkın beklerken yanlışlıkla size omuz atıp sizden gülümseyerek özür dileyen, çocukları sizi parmaklarıyla gösterip "Aaa! İşte o!" diyen, ilk albümünüz çıktıktan sonra onlarla fotoğraf çektirirken, imza verirken kendinizle gurur duyduğunuz "halkın", "toplumun" sanatçısısınız!

Evet, şimdi kralsınız, kraliçesiniz; şekilli ve dolgun kıçlarınız rahat etsin diye oturduğunuz sandalyelere yastıklar koyuyorlar, bal kaymak ile besliyorlar, gece yarıları sizi arayıp o duygu dolu şarkılarınız için teşekkür ve takdir ediyorlar. Belediye konserlerinden talep ettiğiniz, normalinden çok daha yüksek kaşeler dahi sorgusuz sualsiz kabul görüyor, o konserlerde "halk" ile kucaklaşıyorsunuz; alkış, kıyamet, kameralar, söyleşiler, aşkınızdan gözyaşı döken insanlar, vesaire, vesaire...

Ey krallar, kraliçeler!
Kıçlarını yaladığınız, kıçlarınızı yalattığınız o adamlar küçücük çocukları öldürüyorlar! Bunu görmüyor olamazsınız! O halde "bir takım sebeplerden ötürü" susuyorsunuz! Siz de susuyorsunuz! Gece uyumaya çalışırken, her biri milyonlarca takipçi tarafından izlenen internet hesaplarınıza "bir kelimecik" olsun bir şey yazmak, yüreğinizi paylaşmak hiç mi geçmiyor aklınızdan!? Üstelik vücut geliştirme salonlarında çekilmiş o harika fotoğraflarınızı her gün paylaşmakta bir beis görmezken! Basında hakkınızda çıkan haberleri, o büyülü ve isyankâr cümlelerinizle her seferinde yalanlarken!

Kazandığınız paralar, şan, şöhret, umutlar, muhtemelen içlerini çoktan boşalttığınız hayaller lütfen sizin olsun; hayrını görün, hiç birinde gözümüz yok. Ama bir kez olsun, "yürekli" olun. Sokağa çıkın demiyoruz, o kadar da yürekli değilsiniz muhtemelen. Ama yüreğinizin bir şekilde, birileri ya da bir şeyler için attığını sokaktan da olsa duyalım bir kez olsun!

Bizim Facebook'ta sayıları değil milyon, 4000'i bile bulmayan takipçimiz var; Twitter'da da 600 civarında, siz binlerin hesabını yaparken. Biz, var ya, o insanlara çok önem veriyoruz, bu yüzden halimizden çok memnunuz; yoksa çapınıza erişmek ne mümkün, haşa!
Ama inanın, bizim bile sesimiz sizden gür çıkıyor, sokakta yankılanıyor, biz insanlarla "konuşuyoruz"; ve inanın bizim gibi onlarca sanatçı var, dışarıda hep beraberiz biz, birbirimizi bir şekilde buluyoruz. Beraber bağırıyoruz, beraber şarkı söylüyoruz! Sizin gibi kameralar önünde, birbirine yalancıktan kur yaparak, kaş göz süzerek falan da değil; sarmaş dolaş, omuz omuza, avazımız çıktığı kadar.

Sizin kameralarınız, reyting patlaması yapan televizyon programlarınız, gerçeklerden bahseden(!) şarkılarınız var; ama bizim de yüreğimiz var!

Yüreğiniz varsa gelin ulan! İsterseniz sokağa gelin, bilgisayarlarımızın, telefonlarımızın ekranlarına gelin; cümlelerinizle, sesinizle gelin, inandıklarınızla gelin. Birbirimize güzellikler verelim; biz size de sahip çıkarız! Yine de çıkarız!

Ya da gelin! Yüreğiniz varsa gelin ulan! Susun, cümlelerinizi yutun; siz de arkamızdan, başımızdan, gözümüzden vurun bizi!
Toplarınızla tüfeklerinizle gelin, kameralarınızla gelin, balon aşklarınızla gelin, belediye konserlerinde sizi şakşaklayanlarla gelin!

Biz buradayız. Oldukça da kalabalığız. Siz yoksunuz.

MALZEMELER

3 yumurta (iki tanesinin sarısını ayırın üzerlerine)
1 su bardağı yoğurt
1 çay bardağı sıvı yağ
1 paket margarin, oda sıcaklığında
Yarım paket kabartma tozu
Tuz
Aldığı kadar un

İÇ MALZEMELERİ

Beyaz peynir
Doğranmış maydanoz
HAZIRLANMASI
-Un hariç hamur için gereken tüm malzemeleri karıştırın. unu azar azar ekleyin yumuşak bir hamur elde edin
-Bir tahtayı unlayın. hamurdan iki avuç dolusu bir parça alın. bunu rulo yapın ve elinizle avcunuzun ortası kadar parçalar koparın
-Kopardığınız parçaların her birin avcunuzda yuvarlayın. tahtanın üzerine koyup iki elinizin parmak uçlarıyla 3-4 kez bastırarak açın
-Ortasına iç malzemesinden bir tatlı kaşığı koyun ve uçlarını kapatın. Poğaçayı dik koyup içlerinin tamamen kapanmasını sağlayın
-Poğaçayı yana yatırıp kapanma yerlerine biraz daha bastırın. sonra iki elinizin baş parmaklarıyla kapanma yerinin tam tersini içe doğru bastırın
-Poğaçaları tepsiye dizip üzerlerine ayırdığınız yumurta sarılarını sürün.Önceden ısıtılmış 200 C fırında üzerleri kızarana kadar pişirin.

TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI

8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ BİLDİRİSİ (2014)

KADIN ÖZGÜRLEŞMEDEN YERYÜZÜ ÖZGÜRLEŞMEZ

Kadınlar, hakları ve özgürlükleri için yüzyıllardır savaşıyorlar. Onlar biliyorlar ki özgürleşmenin, 


kurtuluşun yolu hem kendileri için hem çocukları için direnmekten geçer.

New York tekstil işçilerinin kanlarıyla, canlarıyla, emekleriyle “eşit işe eşit ücret”, “Sekiz saatlik iş 


günü” gibi edindikleri haklarla bu yola bir kez girmiştir yeryüzü kadınları. Başka yaşamsal haklarını 

alana, özgürleşene kadar da tarihi temize çekmeye hazırdır onlar.

İşte 8 Mart, kadının özgürleşme savaşımının en önemli günüdür.

Bugün yeryüzü kadınları; cins ayrımcılığına, feodalizmin, kapitalizmin kadına dayattığı siyasal ve 


toplumsal baskılara karşı, emekçiler özgürleşme savaşımının yanı sıra emek savaşımı da veriyor.

İşte 8 Mart, emeğin bu aydınlık yolunun unutulmaz, silinmez adıdır.

Öyleyse emeğin, özgürlüğün güneşli yolunda sapmadan yürüyen ve kadınlara kurtuluşun gerçek 


yolunun dayanışmadan geçtiğini söyleyen, geleneği geliştirip bizleri daha güçlü kılan Rosa 

Luksenburglar’a, Aleksandr Kollantailer’a, Sena Muhaydliler’e, Ayçe İdil Erkmenler’e bu erdemli 

günde bin selam olsun!

Biliyoruz ki milyonlarca kadını özgürleştirecek olan, düzenin sınırlarına tutsaklık değil, emekçi 


kadınların gerçek ve köklü evrensel bilincidir.

Bu bilinç meşalesi, ateşini emekçi kadınlarımızın emek ve özgürlük direncinden almaktadır. Bu uzun 


ve anlamlı yolda tutsak düşen kadınlarımız önümüzü aydınlatıyor.

İşte 8 Mart, bu anlamlı ve zorlu yolda tutsaklıktan özgürlüğe atılan ilk adımdır.

Bu savaşımda emeklerini oğullarının, kızlarının emekleriyle birleştiren ve çocuklarını yitiren emekçi 


analarımızı da tarihin uçsuz bucaksız emek birikimiyle selamlıyorum.

Bu özel günde, emek tarihinin emekçi oğullarından Gezi Direnişi’nin ilk karanfili Mehmet Ayvalıtaş’ın 


annesi Fadime Ayvalıtaş’ı da özlemle anıyorum.

Gülsüm Elvan

(Üç mevsimdir uyuyan Berkin Elvan'ın annesi)

O külotun altında ne var?

Bir et parçası mı…
Bir hayat mı…



Bir erkek neden yoldan geçen bir kadının elbisesinin içindekileri merak eder?
Neden fizyolojik olarak var olan organları kapatan bez parçalarından ya da ondan arta kalan kısımda gözüken et parçalarından tahrik olur ki?
Yolda yürüyen bir kadına bakmanın mantığı nedir?
Onu süzmenin, bir kadın geldiğinde farklı olmanın, elini cinsel organına götürmenin ne gibi bir amacı vardır?

Bir erkeğin kadına yolda bakmasını, ona laf atmasını, giydiklerine göre eleştirmesini, karışmasını, rahatsızlığı dile getirmesine ne hakkı olabilir ki?

Sokakta atlet giyen, göbekli, kıllı, saçı sakalı birbirine karışmış ya da hiçbir şekilde giyinmeyi bilmeyen erkeklerden rahatsız olan kadınlar, bunları söyleyebilirler mi?

Erkek için neden kadın tahrik aracıdır. Bir erkek bu kadar çabuk neden tahrik olabilir.
Kadının giydiklerine karışmanın, onları giydikleri üzerinden yargılamanın tek bir açıklaması vardır o da kendinde güven eksikliğinin olması.
Karşındakinden tahrik olan bir insanın sadece güveni yoktur. Kendine güvenmeyen, hayatta ciddi anlamda silik olan biri sadece birilerini bahane edebilir. Tahrik olmakta bunlardan biridir. Bir kadından, bir objeden, bir canlıdan tahrik olmak, kendi olamamak, kendini ifade edememekten geçer. 

Sıfatının ne olduğu, isminin önüne gelen ünvanın ne olduğunun hiçbir şekilde bir önemi yoktur. Önemli olan kişiliğinin silikliğidir. Hayatta tutunamayan biri için kendini var etme çabası bu tip bahaneler üzerinden olur. Mesela aldatan bir insan da kendine güvenmeyen insandır.

İktidar hastalığına yakalanan erkek içinde böyle durumlarda en çabuk saldırılacak olan da kadındır. İktidar hırsı yüzünden iyice kişiliksizleşen ve silikleşen erkek bir süre sonra bu silikleşmesinin hıncını kadından çıkartmaktadır. Tecavüz olaylarının ve kadına yönelik şiddetin yoğunlaşmasının en belirgin nedeni de budur.

Sistem tarafından iktidar olduğuna iyice inandırılan erkek, hayatta bu iktidarı ne iş yerinde ne de sokakta göremeyince çevresinde kendisine göre güçsüz gördüğü ilk hedefe yani kadına saldırır. Kadının zaten sistem tarafından iyice ezildiğini, her alanda yok edildiğini bilen erkek, her yerde kadına karşı kendini güçlü görmekte, kendini haklı görmektedir. Dikkat edilirse tecavüz, öldürme ve diğer şiddet olaylarında erkeğin bütün açıklaması kadının tahrik ettiğidir.
Kadın yanlış bir söz söylemiştir, açık giyinmiştir, hakaret etmiştir, kadınlık görevlerini yapmıyordur, erkeğin dediği gibi davranmamıştır, eş gibi davranmamıştır, vs..
Toplum olarak birbirimizi en çok sikmekle tehdit ettiğimizi ve küfürlerimizin çoğunun kadının cinsel organına veya sevişme eylemine dönük olduğunu göz önüne alırsak erkeğin kendini neden haklı gördüğünü de görebiliriz.

Silik erkek her açıdan kendini haklı gördüğünden kadının bir şey yapması gerekmemektedir. Kadının attığı adım bile bir tahrik unsudur artık. Zaten çocukluktan beri de böyle olmamış mıdır? Erkeğin cinsel organına verilen büyük önem, tanrı katında kutsallık getirilmesi, kadının ise bunun tam tersi olarak ciddi anlamda cinsel organı üzerinden iyice bastırılmak istenmesi bunun en bariz örneğidir. Erkeğin sünneti sırasında yapılan büyük şatafatlı törenler, erkek mitini büyütmek, iyice göze sokmak, kadın karşısında iyice üstün göstermek içindir. Bunun yanında kadının ilk adetinin saklanması, utanılacak bir durum olarak gösterilmesi de bu iktidar hastalığının ürünüdür.

Kadın, insanlığın ilk zamanlarında her açıdan üstün bir varlıkken bu hale getirilmiştir. İlk adet kanının bereket olarak toprağa sürülmesi, ilk adetinde törenler düzenlenmesi de bundandır. Ancak, sistem erkek egemen bir yapıya büründüğü andan itibaren kadın kendi yaratıcı konumundan iyice çıkartılmıştır. Bereket tanrıçası kadından erkeğe, onun organına yönelmiş, hayatın her alanında kadında simgeleşen hayat figürü yerine erkeğin temel alındığı bir konuma bırakmıştır. Erkek gücüne, erkeklik organına verilen bu gereksiz ve büyük önem yüzünden kadınlar toplum içerisinde ikinci sınıf insan muamelesi görmeye başlamıştır. Bugün yaşanan ve birçok açıdan kadını suçlu gösteren bu sistemin temelleri, kadın egemenliğinden erkek egemenliğine geçiş sürecinde yaşanmıştır. Erkeğin ciddi anlamda toplum içerisindeki silikliğini yok etme çabası bugüne kadar gelmiş, kendi dışındaki her canlıyı ezme, kontrol altına alma çabası hep sürmüştür.

Bugün kadına yönelik yaşanan uygulamaların, açıklamaların hepsinin toplamında erkeğin hala tam egemen olamama çabası vardır. Kadının özgürleşmesinin, kendi olarak var olmasının tek yolu ise erkek tarafından verilecek haklara değil, kendi alacağı haklara bağlıdır. Toplum içerisinde erkek kadar hakkı olan kadının sanki bu hakları yokmuş da erkek tarafından bu haklar lütfedilmiş gibi davranılması bile başlı başına bir ezme yöntemidir. Kadının özgür bir birey olarak toplum içinde yer almasının tek yolu erkeğin içindeki bütün erkeklik güdülerini yok etmesiyle olabilir. Bir erkek, toplum tarafından ona empoze edilmiş bütün erkeklik güdülerinden, üstünlük hegemonyasından, iktidar hastalığından kurtulursa o zaman kadın için özgürleşme durumu ortaya çıkabilir. Erkeğin hala aynı erkek olması hiçbir şekilde kadını özgürleştirmez. Yüzyıllardır erkeğe empoze edilen, bütün hücrelerine kadar işlenen o erkek figüründen kurtulmadığı sürece kadın hiçbir zaman özgür olamayacaktır…
Sanırım yeni dönem yazarlarımızdan haylice iyi olanı bu çocuk. Bilgi Ünüversitesinde okuyor.8 yaşında günlük yazmaya başlıyor ve o yıllarda ruh yaşının beden yaşından büyük olduğunu farkediyor. Günlüğünün her sayfasını internette yayınlıyor ve ciddi bir hayran kitlesine sahip. Ağladı ve Öptüm Gözyaşlarını, Aykut Akdoğan'ın 2.kitabı.Buda o kitaptan bir alıntı. 
İyi okumalar...

TANKLAR KONUŞMAZ

Paşam,
Yaklaştır kulaklarını da sana bir sır vereyim:
Yaşadığı toprakları en çok seven insanlardır tanklarınızın önünde duranlar;
Endişelenirler
Leş nefesinizin üfleyeceği bir emir yüzünden
Top mermilerinin delik deşik edeceği çocuklar için.

Makam arabalarınızın arka koltuklarında kravatlarınızı gevşetip görmeye çalışırken
Rütbelerimiz olmadan tanıyamıyor olabilirsiniz:
Biz her şeyden önce, insanız, paşam!
Kaç kurşunla ölsek gene rastlayamazsınız ismimize gazetelerde.
Çırılçıplak da gelseniz dövüşmeyiz, üstelik tüm ordularınızdan cesur sayılırız.
Bizim tek silahımız türkülerimiz ve şiirlerimiz ve hiçbir tankınız güçlü değildir
Damarlarımızda dolanan bahar kadar!

Panzerleriniz temizleyemeyecek vicdanınızı, zırhlarınız önüne geçemeyecek ölümün;
Siperlerin ardında kalacak söylediğiniz tüm yalanlar!
Kaldığınızda bir başınıza
Uçaklarınız havalanıp kurtarmayacak sizi,
Uyutmayacak öldürdüğünüz insanların çığlıkları ve değiştirmeyecek katil olduğunuz gerçeğini
Postallı kölelerinize yaptığınız

“Vurun!” çağrısı.

Kendi çıkardığınız savaşın sonunda gene kendinize mahkûm kalacaksınız.
Sevin!
Bugün yaptıklarınız için nasıl utanıyorsak sizin adınıza,
Bütün bunlar bittiğinde senin için bile üzüleceğiz, paşam!
Ekmeye çalıştığınız kötülük tohumlarına inat
Özgür ve kocaman ağaçlar olarak kök salacağız!

Nereye sürerseniz sürün bu halkı,
Biz ki zaten nereye gitsek yersiz-yurtsuz,
Çıkarız el ele kurduğumuz barikatlardan
Ve yükseliriz kaldığımız yerden
Yeni doğan bir güneşin ardından.
Samsung,dünya çapında ses getiren “Hayalinin Peşinden Git” kampanyası ile  tutkusunun peşinden koşanları başvuruya davet ediyor.
İstanbul, 07 Şubat 2014 - Samsung Electronics, tüm dünyada hayallerini ve tutkularını hayata geçirmek için teknolojiyi kullanan insanların sahip oldukları potansiyeli keşfetmeyi, paylaşmayı ve desteklemeyi hedefleyen “Hayalinin Peşinden Git” kampanyasını Türkiye’de başlattı. Başarılı mesleki kariyerleriyle tanınan ünlü mentorların da, başvuranlara fikir önderliği yapacağı kampanyaya başvuru için  www.hayalininpesindengit.com adresi ziyaret edilebilir. Kampanyaya başvurular 28 Şubat 2014 tarihine kadar devam ediyor.

“Hayalinin Peşinden Git” kampanyasının kazananları, Samsung ve mentor desteğiyle potansiyellerini açığa çıkararak, hayallerini gerçeğe dönüştürme fırsatını yakalıyor.
Her gün, heyecan verici şeyler yapmak için Samsung ürünlerini kullanan insanlardan ilham alan kampanya; tutkulu kullanıcıları hayallerini ve fikirlerini paylaşmaya davet ediyor. Fotoğrafçılık, mutfak sanatları, spor ve girişimcilik alanlarında başvuruların kabul edildiği kampanyanın kazananları  projelerini hayata geçirme evresinde Samsung’un teknoloji desteğinin yanı sıra, aralarında Fotoğrafçı ve eğitmen Muammer Yanmaz, Kantin’in sahibi ve şefi Şemsa Denizsel, Spor spikeri ve yazarı Caner Eler ve B-Fit’in kurucu ortağı, girişimci ve Schwab Vakfı tarafından “2013 Yılının Sosyal Girişimcisi” seçilen Bedriye Hülya’nın da bulunduğu mentorlerin tecrübelerinden faydalanma fırsatı da bulacak.  
Samsung Electronics Türkiye Başkanı Yoonie Joung projeyle ilgili olarak;  “Samsung olarak teknolojinin, hayal gücüyle bir araya geldiğinde insanların hayatına anlam kazandırdığına inanıyoruz. Dünyanın dört bir yanında insanlar, Samsung teknolojisini kullanarak farklı ve yenilikçi başarılara imza atıyor. Ortaya çıkan hikayelerin yarattığı ilham doğrultusunda geliştirdiğimiz “Hayalinin Peşinden Git”  kampanyasını Türkiye’de hayata geçirmekten mutluluk duyuyoruz. Diliyoruz ki bu proje ile, Türkiye’deki tüketicilerimizin sadece kişisel tutkularını keşfetmelerine değil, aynı zamanda dünya üzerindeki diğer tüketicilere de ilham vermelerine yardımcı olacağız” dedi.
Katılım koşulları
“Hayalinin Peşinden Git” kampanyasına  www.hayalininpesindengit.com adresinden ya da Samsung Türkiye Facebook sayfasındaki “Launching People” uygulamasından başvurmak mümkün. Başvurular, 28 Şubat 2014 tarihine kadar gerçekleştirilebilecek.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Sevgili anneler, anne sütü mucizedir, bebeğiniz ilk doğduğu andan itibaren büyüme ve gelişme için gerekli olan tüm sıvı, enerji ve besin ögelerini içerir. Eşsiz içeriği ile bağışıklık sistemi gelişimini destekler, antibiyotik kullanımı gerektiren hastalıkları azaltır.
Bebeğinizin bağışıklığını guclendirmek için onu 2 yaşına kadar anne sütü ile besleyin. Anne sütü alımı azaldığındaysa bebeğinizin bağışıklığını Aptamil ile desteklemeye devam edebilirsiniz.
Detaylı bilgi için tıklayınız.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Psikiyatrik Hastalıklardan ve bazı durumlardan hangileri Panik Atağa sebep Olmaktadır?


Panik Atağın en sık görüldüğü hastalık : Panik Bozukluktur. 
Halk arasında bu hastalığa yakalanlara "kestirmeden" panik atak denmektedir.
Biz doktorlarda buna alıştık artık…
Depresyon
Genel kaygı bozukluğu
Sosyal Fobi
Obsesif Kompulsif Bozukluk.
Alkol-Madde kullanım bozuklukları Özellikle Esrar ve Kokain ciddi panik atağa yol açar.
Travma sonrası stres bozukluğu
Manik depresif bozukluk(bipolar hastalık)
Bazı Şizofrenik vak'alar
Homoseksüel dürtü baskısına bağlı panik ataklar
Somotoform Bozukluk
Hipokodriasis(hastalık hastalığı)
Agorafobi

Panik Atağa Neden Olan Kişilik Bozuklukları:
Kaçıngan çekingen
Obsesif Kompulsif
Paranoid(şüpheci)
Borderlayn(uçlarda)
Histrionik
Bağımlı-Hayır Diyemeyen

Panik Atağa Neden Olabilen Fiziksel Organik Bozukluklar:
Gizli Şeker-Hipoglisemik ataklar
Ağır kansızlık ve vitaminsizlik
Tiroid hormon bozuklukları_Guatr…
Hipo ve Hipertansiyon Atakları
Bazı Kalp ve damar hastalıkları
Böbrek üstü bezi hastalıkları,aşırı
Adrenalin deşarjı
Bazı ağır Üst solunum yolu enfeksiyonları ve ağır gripler
Tedavide kullanılan bazı antibiotikler
Bazen Kortizollü ilaçlarAmeliyatta kullanılan anestezik maddelerin bazıları
Bazen Ameliyat sonrası
Bazı Beyin hastalıkları ve Epilepsi
Vucut metabolizmasını bozan minarel-vitamin ve elektrolit dengesizlikleriİrritabl
Kolon sendromu
Astım,Bronşit,Amfizem gibi Kronik tıkayıcı
Akciğer hastalıkları
Migren.