Lay’s Fırından, tüm Türkiye’den tariflerin alınacağı “Lay’s ile Fırından Lezzetler” yarışması için mutfakta kendine güvenen herkesi yarışmaya davet ediyor. Lay’s Facebook sayfasında paylaşılacak tarifler, Burcu Esmersoy ve Refika Birgül’ün oluşturduğu jüri tarafından değerlendirilecek. Dereceye giren en lezzetli 5 tarifin sahibi İstanbul’da gerçekleşecek büyük finalde yarışmaya hak kazanacak.
Lay’s Fırından, lezzetinden ödün vermeden sadece fırınlanarak hazırlanması ve %50 daha az yağlı olmasıyla favorilerimden! Şimdi de benim gibi yemek yapmayı sevenler için harika bir haberim var!
Tüm Türkiye’den birbirinden lezzetli tariflerin yarışacağı “Lay’s Fırından Lezzetler Yarışması’’ 16 Şubat  - 20 Mart tarihleri arasında Lay’s Facebook sayfası üzerinden gerçekleşiyor. Ekranların güzel ve formda sunucusu Burcu Esmersoy ve Türk mutfağına yenilikçi bir bakış açısı getiren Refika Birgül’ün jüri koltuğunda oturduğu yarışmada, fırından lezzetler kıyasıya yarışacak.
Yarışmaya, Lay’s Facebook sayfasına yemek tarifinizi ve tarifin fotoğrafını yükleyerek katılabilirsiniz. Kampanyanın her aşamasında katılımcıların gönderdikleri içerikler; yaratıcılık, özgünlük, uygun pişirme süresi kriterleri göz önünde bulundurularak jüri tarafından değerlendirilecek. Jürinin seçeceği 5 tarifin sahibi İstanbul’da gerçekleşecek büyük finalde yarışmaya hak kazanacak.
Finalde tariflerini hazırlayarak jürinin beğenisine sunacak olan yarışmacılardan kazanan “Fırın Lezzeti” ustası ise beyaz eşya setinin sahibi olacak ve tarifini Lay’s paketleri üzerinden tüm Türkiye ile paylaşma şansı yakalayacak.
Tarifinize güveniyorsanız sizi böyle alalım.
Bir boomads advertorial içeriğidir.


TECAVÜZ İNSANLIK SUÇUDUR ÖZGECAN'I VE DİĞERLERİNİ UNUTMA !


Bugün sevgililer günü. Kiminiz sokaklar da el ele sevgilisi ile geziyor,
kiminiz hediyelerle birbirine kur yapıyor, kiminiz ise evinde oturuyor, belki yalnız belki kalabalık...
Sanırım dışarıda olanlar değil de içeride ben gibi yalnız olanlar daha güvende.
(Tabi eve birinin girmeyeceğini, zorla tecavüz etmeyeceğini, malımıza, canımıza, ya da bedenimize kast etmeyeceğini düşünürsek güvende sayılabiliriz )
 Zaten uzun zamandır kadına verilmek istenen alt mesaj da bu değil mi ?!
'' Evinizde oturun, kadınsanız sokaklar değil eviniz daha güvenli ''
Bu tabi ki benim fikrim değil. Gerek sosyal medyadan, gerekse iletişim araçlarından yayın yapan birçok kanalda gösterilen ve sunulan bu. Haberleri izlediğiniz de, gazetelere baktığınız da her gün karşınıza muhakkak çıkan bir kadın cinayeti -ki bunlar sadece basına düşen kısmı- artık kadınlar için sokakların değil evlerin güvenli olduğunu söylüyor. Haber niteliği taşıdığına inanılan olayların çoğunda, ya töre cinayeti ile öldürülen tecavüze uğramış kadınlar, ya yine tecavüze uğrayan sokakta yürüyen, parka giden, otobüse binen, minibüse binip evine ulaşmaya çalışan genç kızlar, ya da sevgili terörizmine koca dayağına cinnetine maruz kalan kadınlar mevcut.
Olaya diğer açıdan baktığınız da daha vahim olan kısmı, bazı malların tecavüzü hala kadının kaşıntısı olarak görmesi ve diğer taraftan da bazı sayın!! milletvekillerinin çıkıp meydanlarda çocuklarınıza çığlık atmayı öğretin diyebilmesi.
Her gün değişen yasalar, kadına sözde haklar ve kolaylıklar sunarken yine alttan alta evinde otur demek değil mi bu bir kadına ? Doğum izinleri, kadına çocuğuna baktığı için ödenecek bakıcı paraları, çocukta damping bir yaparsan şu kadar iki yaparsan bu kadar ama üç tane yaparsan varyaaa tam 600 tl öderim sana sen yeter ki evinde otur, o doğurdukların eteğine bağ olsun, sonra zaten çalışamazsın, ondan sonrası da beni bağlamaz zaten diyen zihniyetin yapmaya çalıştığı şeyi hala anlamış değil misiniz ey gerizekalılar !
Haftalardır dize dize arapça derslerinden bahseden medya da acaba neden Özgecan'ın haberleri teyet geçti ? Neden her yerde AKSARAY ne kadara yapıldı, ne getirisi oldu haberleri günlerce beynimize tecavüz ederken; otobüste eski sevgilisi tarafından kurşunlanarak öldürülen Özge Gündoğan'ın bir haftada iki kez istediği koruma talebine neden kayıtsız kalındı ? 29 Ocak'ta 4 yıllık! kocası tarafından evinde bıçaklanarak öldürülen Songül A'dan neden kimselerin haberi yok ? Öldürülmesi kadar 4 yıllık evli olması, 16 yaşında çocuk gelin sınıfında iken evlendirilmesi gündemde yerini neden bulamadı ? 2014'ün sonunda kocası tarafından kendisini aldattığı düşüncesi ile! öldürülen 25 yaşında ki Meltem'in akibeti ne oldu ? Beyaz Bal'dan, ağzına sıkılan tek kurşunla öldürülen 34 yaşında ki  Dilek Balsak'tan, haberimiz neden olamadı ? 2001 yılında öldürülen Azeri kadının cinayeti 13 yıl sonra aydınlatılabilirken, katilin aramızda 13 yıl boyunca dolaşmasına neden izin verildi ? İzmir'de ilişkiye girmek için anlaştığı kadının başını taşla ezen şerefsiz müebbete mahkum edilirken, mahkeme de ''sen erkekmisin'' sözünü ağır tahrik sayan ve cinayet işleyebilen bu caninin 17 yıl sonra aramızda tekrar bulunmasına izin veren devlet, yasalarını ve yasaların da ki açıkları ne zaman değiştirmeye karar verecek ;?
2013 te erkekler tarafından öldürülen en az 214 kadından, 2014'te yine erkekler tarafından öldürülen 268 kadından sonra 2015 te bu sayının nerelere çıkması arzu ediliyor ?
Bizler sıranın bize gelmesini mi bekliyoruz ? Bize, kızımıza yakınımız da tanıdığımız herhangi birine zarar geldiğin de mi anlıcaz acaba eğitimin önemini ?
Bir kadının yeri evidir zihniyetini ne zaman tam olarak aşıcaz ve erkek çocuklarımıza kadın bedeninin bir meta olmadığını, kadının sokakta en az erkek kadar rahat dolaşma ve yaşama hakkı olduğunu ne zaman öğreticez ? Yalnız başına evine giden, yada sokakta yürüyen, okuyan, kafede oturan vs vs  bir kadının bedenine el sürebilme hakkı olmadığını, sözle yada gözle rahatsız edemeyeceğini ne zaman çocuklarımıza öğreticez ?

Lanet olsun böyle hükümete, lanet olsun bunca cinayete, tecavüze, çocuk geline sebep olanlara, yasalarda ki açıklara ve o açıkların hala açık olarak kalmasına izin verenlere !

Lanet olsun kadını saçı uzun aklı kısa olarak gören, eksik etek olduğunu, evinde oturması gerektiğini, sadece çocuk yapması ve o çocuklarla ilgilenmesi gerekliliğini her platformda çekinmeden beyan edenlere !

Merak etme, çok uzun sürmez sıra sana da bana da ucundan kıyısından illa ki gelicek !!!!

Tekrar merhaba. Diğer yazının devamıdır bu yazımda. Aslında diğerleri ahşap boyamaydı bunlar değil ama genel olarak aynı niyetle başladığım için ahşap yada alçı farketmez diye düşündüm. Ayrıca bu paylaşımda evimde salonum için kullandığım bir kaç küçük objeyi de paylaşmak istiyorum.
 Evin her detayını kendim hazırladım demiştim bir kaç yazı evvelinde. Evet tüm detaylarıyla tamamen ben bizzat uğraştım ama bunlar zamanla gördükçe alınan boş kalan yerleri nelerle doldururum adı altında yapılan alışverişlerdi. Sizlere de fikir olsun diye paylaşıyorum. Umarım beğenirsiniz.

İlk olarak boyadığım birkaç küçük heykelden bahsedelim. Sadelikten yana olduğum için koyu yada çok net renkler kullanmak yerine daha sade sonuçlar elde etmeye çalıştım.


Bu bir gece lambası. Ünitenin üzerine koymayı ve hafif yaldız boya ile boyamayı tercih ettim. Siz dilerseniz diğer ahşap boyalarla da değişik şekilde renklendirebilirsiniz.


Bu bibloyu çok severek aldım. Yine kendi boyadığım fiskosun yanında yerde kullanmayı tercih ettim. Aslında iki tane ve ben birini boyayıp birini boyamadan bıraktım. Daha mı değişik oldu ne :D


Buda boyanmış hali...


Çerçeveleri çok seviyorum. Her çeşidinden alabilirim yani o derece. Bunları da 3lü oldukları için tercih ettim. duvar için aslında ama ben böyle kullanmayı tercih ettim. Dilerseniz Koçtaş'tan 7.90 gibi bir rakama alabilirsiniz...


Bu saati aslında yatak odam için almıştım fakat burda daha iyi gözüktüğünü düşünüp yerini değiştirdim. Yine bu saatte rakam olarak uygun ürünlerden. Tedi'den 15 tl ye alabilirsiniz.


Genel olarak görüntümüz bu.



Bu iki çerçeveyi İstanbul akvaryumdan aldım. Adedi 25 tl idi. Tam olarak günün hatırası olarak alındılar. Ve yine ünitenin üstünde yerlerini buldular.


Bu çerçeveyi de yine Koçtaş'tan almıştım. İçinde ki fotoğraf ise benim için çok özel biri...Onu burdan kocaman kocaman öpüyorum. En kısa zamanda iyileşmesi dileğimi de ekliyim...Aslında bir tane daha var ama onu çekmeyi unutmuşum. Fiyatı ise sanıyorum 15 tl idi.


Kum saatini bir kırtasiye de tesadüf eseri gördüm. 5 lira olunca gözüme daha da bir güzel göründü :D


Bu melekler de yukarıda fotoğrafı olan melekler için fotoğrafların önünde yerlerini aldılar. Ters çevirdiğiniz de içinde kar yağanlardan. D&R dan adedi 10 tlye alındılar...


Bunlar da televizyonun yanında yerlerini aldılar. İçine minik mumlar koyuyorsunuz ve yandıklarında çok ışık vermeseler de güzel bir görüntü oluşturuyorlar. Bir tane de kırmızısı var tekini koymam yeterli diye düşünüyorum. Osmanbey'den bir mağazadan tanesini 7.5 tlye almış bulunmaktayım.


Bu hatun favorim.. Çok beğenerek evime yakın bir züccaciye mağazasından aldım. Fiyatı 25 tl


Aslında bu bir saksı idi.. Ama ben onu kalemlik olarak kitaplığıma koymayı tercih ettim.


Ayakkabıyı da bir önceki hatunu aldığım yerden aldım. Kendisini kumbara olarak kullanıyorum. Gerçi dolması epey zaman alabilir büyüklükte ama olsun :D Yine bu üründe 25 tl.



Assolisti en sona saklıyorum :) Evimin en nadide parçalarından. Üzerinde ki taşlar orjinal savarosky. Mazda Distribütörünün kızının düğününde fotoğrafçılık yaptığım zamanlarda hediye olarak aldığım ürünlerden biri. Onun için çok kıymetli :D Para vermedim yani beleş :))))
En son olarak genel görüntülerini de paylaşıyım da o eksik kalmasın :)



Evet neticeyi de paylaştığıma göre yazıma son verebilirim. Küçükte olsa fikir verebildim ise ne mutlu bana :)
Ahşap boyama serisine tüm hızıyla devam ediyoruz arkadaşlar. Serinin ikinci ürünü olan fiskos masası ile yayındayım şu an :P Kendimi çakma radyolarda ki djler gibi hissettim bir an :D

Bu modelimizin adı eli belinde :D Eskitme olarak hazırladığım bu çalışma bir öncekinden biraz daha farklı bir çalışma giriş gelişme aynı sonuç farklı diyelim. İlk kat boyama, ikinci kat boyama aynı sonradan çiçek motifleri ile boyamak yerine farklı bir renkle atılan minik fırça darbeleri ile eskitme haline dönüşüyor.


Fotoğrafı biraz daha büyük paylaşıyorum daha net görebilmeniz adına.  Dediğim gibi uzun uzadıya anlatmıcam yapımını çünkü diğeri ile nerdeyse aynı. İlk ve ikinci kat boyamayı yapın. İyice kuruduktan sonra kafanıza göre ince ve geniş ağızlı bir fırça ile istediğiniz renkten az az alarak fırçayı sürmek yerine minik dokunuşlarla boyayı kısa kısa zemine sürün hepsi bu kadar. Sonrasında ise yine vernikleme işlemi var.  İyice kuruduktan sonra sprey yada boya şeklinde ki vernik ile uygulama yapın.

Tabi bunu nasıl sonlandırdığınız da önemli tek başına belki mükemmel gözükmüyr olabilir ama birde böyle bakmayı deneyin.


Diğerleri ile devam ediyim. Mesela bir sonra ki paylaşacağım fotoğraf ( ki bunlar resim değil fotoğraftır. Dip not olarak paylaşıyım fotoğraflara resim denmesinden nefret ediyorum ) Çekmeceli olan bu arkadaşı sokak kapısının girişinde ayakkabı ürünleri ( boya vs.gibi ) ve anahtar askısı için kullanmayı tercih ettim.


Çok fazla evim olduğu için benim bir sürü anahtarım var tabiiii   :P


Bunda da tek renk eskitme yapmak yerine iki renk kullanmayı tercih ettim. Odalarda kullanmak için değil ama girişte kullanmak için ideal bir görüntü olduğunu düşünüyorum.
Diğer boyadıklarımı da bir sonra ki konuda paylaşıcam      :*
Merhaba arkadaşlar. Konumuz ahşap boyama, yani ben yaptım oldu bölümüm için hazırlanmış bir çalışma. Evdeyseniz ve canınız yeni, değişik şeyler yapmak istiyorsa o zaman sizlere ahşap boyamayı şiddetle tavsiye edebilirim. Ama yerlere damlayabilen halınızda küçük sevimli lekelere sebep olabilicek bu çalışma için önceden uyarmayı da vazife ediniyorum kendime. Zira benim halılar şu an yıkama da. Neyse ki su bazlı olan bu boyalar yıkama sonrası leke bırakmıyor. Ne halılarınızda ne de ellerinizde.
Ben boyama yapıcak bir çok farklı ürün temin ettim. Bunlardan biri orta sehpa, biri 4 çekmeceli bir minik dolap, biri fiskos masası dediğimiz sehpa, birkaç tane de alçıdan süs ürünleri.
Ahşapların ikisinde eskitme yöntemini kullandım, orta sehpada ise çiçek motifi uyguladım.
Şimdi sırasıyla neleri nasıl yaptığımı anlatıyım...
Bu sehpamın ham hali. İlk olarak yaptığım ilk kat boyasını atmak.


İlk kat boyasını attıktan sonra iyice kuruması gerekiyor. Sonrasın da zımparalıcaz. Zımparaladığınız da mükemmel sonuç almak için tam olarak kuruması önemli.


İlk katı attık ve zımparalama işlemini tamamladık. Sıra geldi ikinci ve son kat boyamayı yapmaya. İkinci kez boyadığınız da tam şeklini almış oluyor. Rengin açık olduğunu dikkate almayın. En son işlem olarak verniklediğimiz de tam rengini almış oluyor. İki tona kadar koyulaştığını düşünerek renk uygularsanız başarılı bir sonuç almış olursunuz.


Üstüne ne uygulamak istediğinize karar verdiğiniz de renkleri de seçin. Ben üzerine yine aynı mağazadan aldığım çiçek kalıplarıyla tamamen çiçek kaplıcam.


Kalıbımız bu. Yerleşimini zevkinize bırakıyorum. Ben tamamını kapladım. Bant yine aynı mağazada satılıyor. Kağıt bir bant ve zeminde leke bırakmıyor. Düzgün şekilde kalıbı yerleştirip bantlayın. Sonrada hazırladığınız boyaları bu çiçekler üzerine sürmeyin :) Sürmeyin çünkü burada ki püf nokta fırçayla darbe şeklinde boyamanız. Başta ben birçok yerde hata yaptım aslında alttan yayıldı birazcık boyalar. Olsun ama acemilikte olsa güzel oldu :)


İşte ilk çiçeklerimiz gördüğünüz gibi hazır. Kurumaları biraz zaman alıyor yani akşam yaparsanız verniklemek için sabaha kadar bekletmeniz de fayda var.



İşte son olarak bitmiş halini görüyorsunuz. Tabi en son aşamayı da söylemeden geçmiyim. Ben hemen kuruması için saç kurutma makinası kullandım. Zira asla beklemeye tahammülü olmayan bir karakterim :)))
Verniğin sprey olanını kullandım ben. Yine fırça ile uygulayabileceğiniz de var ve onu da kullanabilirsiniz ama sprey olan çok daha kolay ve başarılı sonuç veriyor.

Umarım beğenmişsinizdir. Sizde yaparsanız fotoğraflarını paylaşabilirsiniz....
Görüşmek üzere....

Merhaba. Her güne yeni yayınla kaldığım yerden devam etmeye devam ediyorum :))) Ne dediğimi bende bilmiyorum boşverin :)
Bu konumuz da uyduruktan hemen bir misafir geldiğinde önüne çıkarıcağınız bir pasta. Fazlaca uyduruk olabilir kabul ediyorum. Ama tadının ne kadar güzel olduğunu anlatamam :) Hem benim hemde misafirlerimin ortak kararı bu...
Malzemeler çok kolay hemen temin edebileceğiniz gibi.

1 paket muzlu puding
1 paket çikolatalı puding
1 paket çikolatalı pastaban
Pudingler için süt
hepsi bu kadar :)

İki paket ayrı pudingi farklı tencerelerde pişirin. Ama pasta yapıcağım için ben 5 bardak süt koymak yerine 4 bardak koymayı tercih ettim. Daha koyu bir kıvam yakalayabileyim diye...



Keki borcama sığdırabilmek ve boşluk bırakmamak adına biraz parçalamış olabilirim ama olsun normal :)


İlk sıraya kekin üzerine muzlu olan pudingi döküyoruz. Hemen üstüne kekin ikinci katını aynen parçalama metodu ile yerleştiriyoruz ve çikolatalı pudingi de döküyoruz.



Evet o kadar zorlandım ki yaparken anlatamam :) Görüntü tam olarak bu... Ve gördüğünüz gibi zor falan değil. Çok kısa sürede acilen ''ay şekerim çıktık şimdi sana geliyoruz'' diyen biri falan olursa yapıverin gitsin. Zaten son dakka gidicek yer bulamayıp ''ay hadi şuna gidelim''diyen misafire de ancak bu yapılır yani :P


Eeee o zaman afiyet olsun ;=)

Merhaba arkadaşlar.
Geçen gün yakında tekrar devam ediyorum yayınlarıma diye bir yazı paylaşmıştım. İşte tam olarak o gün bu gündür :)
Bunca zamandır ortalarda yokum. Önce biraz bu arada neler olduğunu anlatıyım.
Kadıköy'de ev arkadaşımla beraber yaşadığım evden ani bir şekilde ayrılma kararı aldım. Daha sonra o çok sıkıcı, yorucu dönem başladı. O dönem öyle tuhaf enteresan olaylarla karşılaştım ki aslında sizlere hepsini tek tek anlatmak isterdim :) ama malesef anlatmıyorum sizleri uzun uzun anlatıp sıkmamak adına.
Ev bulmak zorlu bir süreç, yerini beğenseniz evi, evi beğenseniz odaları, odaları beğenseniz ev sahibini beğenmiyorsunuz. Sözlerini tutmayan emlakçılar size evi kiralayıp 50 lira fazla vericek müşteri çıkınca vazgeçebiliyorlarmış, bende bu sayede öğrendim :D Neyse en azından tecrübe sahibi oldum ev tutma konusu ile alakalı...
Evi bulmak çok zor diyorum ama eğer bu eve koyucak tek bir eşyanız yoksa ve hepsini yeni alıp baştan sona bir ev kurucaksanız işte işin asıl zor olan kısmı orada başlıyormuş buda ikinci öğrendiğim detay :)
Sıfırdan herşeyi tek başınıza yapmak bir dünya iş demek. İlk önce evin sıfır olmasından kaynaklı inşaat pisliği dahil tamamını tek başınıza halletmeniz, sonrasında elektirik su doğalgaz işlemlerini gidip yaptırmanız.oldukça sıkıcı işler.
En zevkli kısmı ise eviniz için eşyalar seçmeniz. Rahat konforlu olmasını istiyorsanız az eşya tercih ediyorsunuz ama ben bu niyetle girdiğim yoldan malesef az eşya ile çıkamadım :) Ama son derece güzel, konforlu ve modern bir ev yarattığım söylenebilir, en azından benim açımdan ;)
Fotoğraflarını da paylaşmak istiyorum bu aşamanın ama asıl paylaşmak istediğim uygun fiyatlara nerelerden neler alabileceğiniz. Çok uygun fiyatlarla evinizde inanılmaz dokunuşlar yaratabilirsiniz. Her güzel şeyin pahalı olduğunu düşünenlerdenseniz size bu düşüncenizi değiştirebilmeniz için fikir önerilerimi sunuyorum ....
İlk olarak yatak odasında ki minik detaylardan başlamak istiyorum.
Dolabımı kendim kurdum. Evet zor oldu biraz, ortalıkta fena dağıldı ama kendim yapmış olmanın ayrı keyfi vardı. Dolabımın kapakları var aslında ama ben takmamayı tercih ettim. Kullanımı çok çok daha kolay oluyor böylece. Dolabı evce diye bir mağazadan aldım fiyatı 800 tl.


Şifonyeri ben kurmadım onu hazır getirdiler :) Daha geniş ve 4 çekmece olanı da var aslında ama kullanacağınız alan dar ise o zaman bu daha kullanışlı oluyor. Fiyatı yanlış hatırlamıyorsam 400 tl.


Makyaj masası olarak ben klasik bir çizgi tercih ettim. İkeada görür görmez vurulduğum bu aynalı masa eski zamanlardan kalma bir hava estiriyor odada. Aslında tam takım olarak karyolası da vardı ama onun kullanışlı olmadığını düşünerek almadım. Yine kurulumunu bizzat ben yaptım, gerçi çok zor oldu hatta vidaları kalınca fazladan tekrar söküp yeniden kurmak zorunda kaldım ama olsun. Bence değdi....Marka ikea fiyatı 499 tl.


Takımı olarak başucu için iki küçük çekmeceli komodinleri de ben kurdum. Diğerinden tecrübe kazandığım için bunları kurması çok daha kolay oldu. Markası yine ikea ve 129 tl.


Gelelim daha minik detaylara. Masa ve tavan lambası takım. Birini alıp diğerini başka almak olmazdı tabi :) Bunlarda yine ikea marka ve fiyatları tavan lambasının 50 tl,  masa lambalarının adedi ise 99 tl



En minik ama en toparlayıcı organizer ise bu takı bölümü. Tüm küpe. kolye vs buraya toplayabilirsiniz. Aldığım yerin adını hatırlamasam da Osmanbey'de bir takı mağazası olduğunu ve fiyatının 25 tl olduğunu hatırlıyorum :)


Yatak odasının genel görüntüsü bu şekilde.


Dolabın kurulmamış halini düşünücek olursak en son görüntü gayet başarılı gibi gözüküyor :) Evin en son banyodan küçük bir kısmını paylaşmak istiyorum. Bu yine bir düzenleyici. Oldukça kullanışlı ve görenler genelde çok beğeniyorlar. Hem farklı bir hava katıyor hemde baya ıvır zıvır toparlıyor. Özellikle sizinde benim gibi havlularınızı falan koymak için ekstra bir alanınız yoksa eğer bu ürünü de şiddetle tavsiye edebilirim. Ürün yine ikea ve fiyatı 165 tl.


Diğer detayları daha sonra ki yazılarımda paylaşıcam. Yorumlarınızı bekliyorum.

Merhaba arkadaşlar. Epey zaman oldu yazmayalı, sizlere anlatacak ne çok şeyler birikti aslında. Hepsini derleyip toparlayıp kısa bir süre sonra hazırladıklarımla tekrar karşınız da olucam beni takip etmekten vazgeçmediğiniz içinse ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum :D

İyi geceler herkese......
Merhab arkadaşlar. Taze fasulyeyi yapmayan arkadaşlar da var ama sorun değil ben burdayım :) Hemen bu basit tarifi sizlerle paylaşayım ki sizlerde öğrenin. Özelliklede üniversite öğrencisi arkadaşlar ve yeni evlenen hanımlar için gelsin sırada ki tarifimiz :)))



MALZEMELER (4 kişilik)
* 1 kilo taze fasulye
* 1 orta boy soğan
* 3 orta boy domates
* 4-5 diş sarımsak
* 1 yemek kaşığının yarısı kadar salça
* Tuz
* Yarım çay bardağı sıcak su

YAPILIŞI
Ayıkladığınız fasulyeleri eninden uzunca kesin. Uzun uzun bırakıyorum ben yemesi daha eğlenceli oluyor.:)
Fasulyeleri tencereye alın, üzerine domatesleri rendeleyin, soğan ve sarımsakları küp küp kesip ekleyin. Bir kaşık salça, tuz ve suyu ekleyip, önce yüksek ateşte sonrasında da en kısık ateşte yavaşça pişmeye bırakın. Tencerenin de kapağı kapalı olsun.
Sonra da size afiyet olsun :)

Acı  sirenler üst üste yankılanıyor kalmayan şehrin ortasında....Sokak yok artık. Sokaklar sırayla bombalandı.. Aileler de yok şimdi Filistinde çünkü hepsi bir acı kayıp mutlaka yaşadı. Kimi evladını kaybetti uyuduğu beşikte, kimi kocasını kimi babasını.... Ama sonuçta herkes aynı acıyı yaşadı ve yaşamaya devam ediyor.

Bizler klavye kahramanları ya yazmakla yetiniyoruz yada oturduğumuz sandalyenin konforu ile savaş nidaları atıyoruz ''artık savaş başlamalı'', buna dur demeliyiz vs gibi.

Savaş ne zaman neye çözüm oldu ki ? Şimdi olmasını bekliyoruz. Tarih milyonlarca savaş ile dolu..Hepsinde vahşetler katliamlar yaşandı. Savaş bitti acı sonları tarih kitaplarını belgeselleri süsledi. Ama sonra insanoğlu gene egosunu yenemedi, aç gözlülüğüne, fesatlığına, iktidar hırsına, taht kavgasına, egemen olma isteğine karşı koyamadı ve savaşlar hep evam etti. Kimse akıllanmadı...

Tabi birde işin diğer boyutu var. Acaba savaş çıksa hangi koltuk delikanlısını bulabilicez cesurca ortalarda :)

Hep bi hava civa, nekrofili bu bence ölü üzerinden prim yapmakta bu kategoriye giriyor. Sonra bu arkadaşlar bana kalkıp blogta siyasi içerik paylaşma diyor ya işte o zaman buna daha çok gülüyorum :) Getirilerini düşünerek acaba kim galip çıktı bugüne kadar kendi verdiği savaştan ?

Facebookta, twitterda dizi dizi satırlar, ince ince nameler, altlarında eklenmiş kafası kopmuş bebekler, ağlayan babalar anneler...

Bunları engellemek ne kadar mümkün, kimin için ne yapabiliriz, kime ne faydamız olurdan ziyade bir beğendirme reetwitlenme, paylaşılma aşkı....Bunun adı tam bir saygısızlık, düşüncesizlik.patavatsızlık....

Sosyal medyayı kullanım yaş sınırı 13. Ama buna rağmen facebook, twitter gibi sosyal medya ağlarını kullanan 13 yaş altı çocuk sayısı ise % 82.
Bir günün 6 saatten fazla kısmını internet başında geçiren çocuk sayısı ise %14 !! 

Bundan çıkan soru ise şu : 13 yaş altı bir çocuğun sosyal medyayı faydalı şekilde kullanması ne kadar mümkün ? Hiçbir ebeveyn çocuğunun bu 6 saatten fazla kullanımının tamamını gözetim altında tutamaz...
Facebook kullanan 13 yaş altı çocuk oranı %86. Ben demiyorum Kayseri Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesinin yaptığı araştırma sonuçlarına dayanarak yazıyorum bunları..

Evet dünyada bir savaş var, bizi teyet geçmiş, ama yarın bizi de içine alıp almayacağı belli olmayan bir savaş. İnsanlar ölüyor biliyoruz ama katliamın, vahşetin görüntülerini sosyal medyada paylaşmak bizlere zarardan çok ne getiriyor ? Kafası kopmuş bir çocuğun fotoğrafını görmem; beni bile derinden sarsan bir durum iken, bunu % 86 lık bir kullanıcı kitlesine sahip olan 13 yaş altı çocukların görme ihtimali o kadar yüksek ki.....

Bir yeri yaparken diğer yeri yıkmaktan sanırım zevk alan insanlarız bizler. Yazın nefretinizi kusun ama şu görüntüleri paylaşmayın artık. Çaresizlik kötü bir duygu, birşey yapamıyor olmak insanı daha da derinden yaralıyorken bunu lütfen kendi çocuklarımıza yapmayın. Savaşa karşıyız. İnsanların ölümlerine karşıyız, savaş istemiyoruz, barış olmalı diyoruz... O zaman önce bu görüntülere maruz bıraktığımız çocukların da ruh sağlığını düşünelim. Yarın geleceğimizi onların hazırlayacağını lütfen unutmayalım....
Saygılar !



Filistin'de çok sıcak saatler yaşanıyor.  

Hamas radyosu, Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın Gazze kentindeki devlet başkanlığı binasının Hamas kuvvetleri tarafından ele geçirildiğini açıkladı.

Radyo açıklamasında, Mahmud Abbas'a bağlı El Fetih'in son kalesi'nin de düştüğü açıklamasını yaptı..
Filistin Devlet Başkanı Abbas'ın halen Batı Şeria'daki Ramallah'da olduğu belirtiliyor.

Bilindiği gibi Filistin'de Ocak 2006'da ilk kez genel seçime katılan Hamas'ın büyük bir zafer kazanıp hükümeti kurması  üzerine ABD, AB ve İsrail  Filistin'e ekonomik ambargo uygulamaya başlamıştı.

El  Fetihli Filistin lideri Mahmud Abbas'ın   ABD ve İsrail'le  yoğun  işbirliğine gitmesiyle  büyük bir siyasi kriz başlamıştı.

Mahmud Abbas'ın olağanüstü hal ilanına rağmen, Hamas üyesi Başbakan İsmail Hanya, ulusal uzlaşı hükümetinin devam edeceğini ve düzenin hukuk kuralları içerisinde sağlanacağını söyleyerek Abbas'a meydan okumuştu.
Böylelikle Filistin fiilen iki siyasi sisteme bölünmüş oluyordu. 

Uzun yıllar boyunca Yaser Arafat, İsrail,  Abd, Birleşmiş Milletler  ve  bir çok devlet adamının yoğun çabaları sonucu  barışı sağlamak  adına kurulan  bağımsız Filistin devleti parçalanıyordu.

Fakir Gazze  bölgesinde yaşayan Hamas yanlıları ve Batı Şeria'da yaşayan nispeten ekonomik durumu daha iyi olan El Fetih yanlıları arasında yaşanan çelişki ve sürtüşme giderilememişti.

Radikal İslamcı bir söylemle yola çıkan Hamas, İsrail'in varlığına karşı çıktıklarını,  laik değil şeriat düzeniyle idare edilen bir devlet istediklerini öne sürerek El Fetih'in ılımlı tutumuyla taban tabana zıt bir siyasi tavır sergiliyorlardı.

Şimdi bu çatışmaların  giderek El Fetih'in güçlü olduğu Batı Şeria'ya doğru yayılmasından endişe ediliyor.
El Fetih'e bağlı El Aksa Şehitleri Tugayı, "sıkıyönetim" çağrısında bulunarak Fetih hareketinin tüm güçleriyle konuşlandırılmasını istedi.

ABD Başkanı George W Bush giderek derinleşen krizden duyduğu endişeyi dile getirirken, Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice, Abbas'ı desteklediklerini belirtti.

İşte bu durumda bütün gözler yeniden Filistin' e çevrildi.
Şimdi Filistin' de ne olacak ?

Siyasi yorumcular Bill Clinton, Ehud Barak ve Yaser Arafat arasında büyük bir  medya şöleniyle çözülen dünyanın en büyük krizlerinden biri olan Filistin anlaşması   şartlarının  halk tarafından yeterince anlaşılmadığı yorumunu yapıyorlar.

 Gazz'de  göçmen kamplarında yaşayan fakir Filistinli araplar, Mısırlı'Müslüman kardeşler' in kurulmasında önemli bir rol oynadığı Hamas'ın dini söylemleriyle  karınlarının gurultusunu gidermeye çalıştılar.
Bekledikleri ekonomik refah  yerine baskı gördüler. Batı Şeria'da  zenginleşen El Fetih yanılarına  bakıp diş bilediler.

Yaser Arafat'ın vefatından sonra onun yerine geçen laik lider  Mahmud Abbas: Verdiği "Tek kanun,tek yönetim ve tek silah " sözünü  yerine getiremedi.

Mahmud Abbas başarılı olamadı.
Senaryolara göre şimdi İsrail Gazze'yi yeniden işgal edecek.

İsrail  Hamas'ı  ülke güvenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle tecrit edilmesini sağlamaya çalışacak. ABD, AB ve tüm Arap ülkeleri buna göz yumacak. 

Gazz'de Filistinli  Arap çocukları sokaklarda zırhlı araçlara yine taş atacaklar.Aralarından öldürülenler olacak.  Hamas Suriye ve İran'dan yardım isteyecek.  Irak kriziyle iyice birbirine giren Ortadoğu dengeleri daha da içinden çıkılmaz bir hal alacak.  

Mahmud Abbas bu durumda nasıl bir politika izleyecek göreceğiz. 

BİLİYORUM ÇOK UZUN BİR YAZI AMA SIKILMADAN OKUMANIZI TAVSİYE EDİYORUM ARKADAŞLAR. YAZIDA BİR HASTALIKTAN ÇOK HAYATINIZDA DEĞİŞTİRMENİZ GEREKEN BİR ÇOK NOKTA OLDUĞUNU FARKEDİCEKSİNİZ...



Onkoloji alanında 30 yıldır çalışan bir bilim adamı ve aynı zamanda bir tıp doktoru olan Prof. Dr. Vincent Castronovo, kaderin bir cilvesi ile 2011 yılında gırtlak kanserine yakalandı ve kendi
uyguladığı tedavi yaklaşımı ile bu hastalıktan tamamen kurtuldu.


Prof. Dr. Vincent Castronovo kanser ve beslenme ilişkisi konusunda çalışan dünyaca ünlü Belçikalı bir bilim adamı ve tıp doktorudur.
Bu yazıyı kendisi ile 12 Nisan 2012 de Belçika RTL radyosunda yapılan söyleşiden derledik.

KANSERE YAKALANDIM

Meslek hayatımı kansere karşı savaşmaya adadım. Bilhassa ölümlere sebep olan metastazların oluşmasını sağlayan mekanizmaların deşifre edilmesi üzerinde uzun yıllar çalıştım.
15 yıldan fazla bir süredir, bilim ve tıp dünyasında fazla üzerine gidilmeyen beslenmenin kötü huylu tümörlerin ortaya çıkmasında ve gelişmesinde oynadığı anahtar rol üzerine yoğunlaştım.

Geçtiğimiz yıl, 2011 yılı Şubat ayında ben de reflüye bağlı olarak gırtlak kanseri teşhis edildi. Sonunda 30 yılı aşkın bir süredir mücadele ettiğim bu kötü hastalık beni kendi evimde yakaladı.

HEM DOKTOR HEM HASTA OLMAK

Liege Üniversitesi Hastanesinden uzman bir doktor ekibi ve kendi geliştirdiğim tedavi stratejimle bu hastalıktan tamamen kurtuldum. Hastalıkla geçirdiğim bu serüvenli yolculuktan sonra, eskisinden çok daha sağlıklı bir hayata kavuştum.

Ben her iki tarafı da gördüm. Hem doktor hem hasta. Tabii benim meslekten olmam ve bu konu üzerine zaten çalışıyor olmam bu hastalığı daha iyi anlamamı ve adımlarımı ona göre atmamı sağladı.

Benim tedavi yaklaşımım 4 unsurdan oluşuyor:

Beslenme, Egzersiz, Sevgi ve Dostluk

REFLÜ DEYİP GEÇMEYİN

Bende senelerdir reflü sorunu vardı. Bunu çok önemsemedim çeşitli ilaçlarla antibiyotiklerle bunu geçiştirdim.

Ancak sürekli olarak yukarı çıkan bu asit gırtlak dokusunu tahriş ediyor ve enfeksiyonlar oluşturuyor. Buradaki enfeksiyonları önlemek için aldığım antibiyotiklerle beraber gırtlak dokusundaki bağışıklık mekanizması duyarsızlaştı ve oluşabilecek bozuk genetiklik hücreleri yok edemedi. Ben kanser olduğumu son safha da öğrendim.

KANSERİN BESLENME İLE İLİŞKİSİ

Uzun süre kanserin kalıtsal olduğu düşünüldü. Ancak kanser kalıtsal değil, çevresel etkenlere dayanan bir hastalık.

Akciğer kanserinin %90 sebebi sigaradır. Bunu herkes biliyor. Mevcut kanserlerin %40 sebebi ise doğrudan beslenme ile ilişkili.
Bazı kanser türlerinde bu oran çok daha yüksek, örneğin benim uzmanlık alanım olan barsak ve mide kanserlerinin %54ünün sebebi beslenme ile ilişkili.
Araştırmalarımız sırasında biz şüphelendik acaba bu kansere yakalanan hastaların beslenmelerinde herhangi bir şey var mı?
Daha sonra bunu bizim kanser araştırma merkezimizde inceledik. Gördük ki analiz etiğimiz hastaların tamamına yakınında bir beslenme bozukluğu var.
Araştırmayı derinleştirdiğimizde bulgularımız şaşırtıcı idi. Vakaların tamamında beslenme ile kanser arasında istatistiksel olarak göze batan doğrudan nedensel bir ilişki var.

Beslenme ile kanser ilişkisini şu şekilde izah edebiliriz. Beslenme bozukluğu bağışıklık sisteminin düzgün çalışmamasına yol açıyor, vücudu koruyan hücrelerin üremesi yeterli hammadde olmadığı için
yavaşlıyor.
Vücutta zaman zaman dış etkenlerle oluşan bozuk genetiklik hücreler yok sekteye uğramış bu bağışıklık sistemi tarafından yok edilemiyor.

ŞEKER ZEHİRLİ
Çağımızdaki en büyük tehlike şeker. Bundan 100 sene önce yılda 1kg şeker tüketirken şu an sizin tüketiminiz 72kg oldu.

İnsan vücudu buna alışkın değil vücuda giren bu kadar şekere karşı ne yapacağını bilmiyor. Vücutta iç iltihaplanma oluşturuyor. Bizi bugün meşgul eden pek çok hastalığın sebebi bu iltihaplanmadır.
Obezitenin tıptaki adı iltihaplanmadır ve sebebi şekerdir.
MS hastalığı bir iltihaplanma hastalığıdır. Beynin bazı bölgeleri iltihaplanma yüzünden dopamin üretemez hale gelir. MS hastalığının sebebi bu dopamin üretememedir.
Kanserinde gelişmesi için ortamı hazırlayan bu iltihaplanmadır.
Yetersiz beslenen zenginler
Yetersiz beslenme yiyeceğin az olduğu fakir ülkelerin sorunu değil. Günümüzde zengin saydığımız batı ülkelerinde bir yetersiz beslenme söz konusu.
Tükettiğimiz besinlerin çoğu endüstride işlenip rafine ediliyor ve faydalı her şeyden arındırılıyor. Örneğin ekmek buğdayın en faydalı olan kabuğu atılarak yapılıyor. B12, protein ve demir gidiyor geriye saf nişasta yani şeker kalıyor.
İlginçtir ki gıda endüstrisinin diğer bir kolu da bu artıkları alıp bunlardan vitamin destek ürünleri yapıp bize ayrıca satıyor.

PALMİYE YAĞI ZEHİRLİ

Bize hayvansal yağların kötülüğünden bitkisel yağların iyiliğinden bahsedilir. Oysa bitkisel bir yağ olan palmiye yağı toksik bir yağ.
Maalesef palmiye yağı gıda endüstrisinde en çok kullanılan yağdır. Bugün süpermarket raflarında gördüğünüz ve üzerinde "bitkisel yağ" yazan yiyeceklerin neredeyse tamamında palmiye yağı kullanılır. Çünkü diğer yağlara göre sıcaklığa çok dayanıklıdır. Gıdalar işlenirken uygulanan yüksek
ısılı işlemlere dayanıklıdır. Bu yağ ayrıca uzun süre yapısı bozulmadan durabilir. Bu şekilde hem yiyeceklerin raf ömrü uzatılmış olur hem de fabrikada yağı depolama ve üretme maliyeti düşürülür.
Son zamanlarda gıda şirketleri yaşanan ekonomik kriz yüzünden karlılıklarını koruyabilmek için maliyet düşürmeyi iyice ön plana aldılar. Örneğin diğer yağların yerine palmiye yağı kullanılması onların karlı
kalabilmesine yardım ediyor. Bu yüzden daha çok şirket bu yağı kullanmaya başladı.
Ben herkesi uyarıyorum bu yağ toksiktir, kanserojendir lütfen palmiye yağı bulunduran yiyeceklerden uzak durun. Henüz bu yağın kullanımı yasaklanmadı, ancak yaptığımız baskılarla Avrupa Birliği
geçtiğimiz günlerde palmiye yağı bulunan gıdaların üzerinde bunun açıkça yazılması için bir yasa çıkardı. Bundan önce sadece bitkisel yağ yazıyorlardı. Bitkisel yağ dedikleri ise çoğu zaman bu palmiye yağıdır.

KANSERİ NASIL YENDİM ?

Önce tıbba güvendim. Ancak bununla bırakmadım beslenmemi planladım ve besin destekleri kullandım. Kemoterapi sırasında probiotikler kullandım. İnsanın barsağında bizim için vazgeçilmez olan bakteriler vardır. Bu bakterilerin bizim için hayati önemi vardır. Bunlar olmadan bazı besinleri hazmedemeyiz. Ayrıca gerekli bazı enzim ve vitaminlerin üretilmesini sağlarlar. İlginç bir nokta şu,
geçtiğimiz günlerde aslında beynimiz ile barsakta yaşayan bu bakteriler arasında karşılıklı bir iletişim olduğu bulundu.
Kemoterapi sırasında maalesef barsaklardaki bu bakteriler ölüyor. Bu yüzden onları yenilemek için
probiotik kullandım. Probiotikler bu bakterilerin uyur halde bulunduğu kültürüdür. Bunlar barsağa yerleşir ve azalan veya yok olan barsak florasını yeniler.
Bunun yanı sıra vitamin hapları aldım. Mineraller aldım.

Omega-3 yağlarını düzenli olarak beslenmeme dâhil ettim.
Yeteri kadar protein aldım.
Kızartmaları kestim.
Hepsinden önemlisi ise şeker almayı kestim.

Doktorlarım çok açık fikirli idi benim getirdiğim önerileri her zaman değerlendirmeye aldılar. Böyle bir şansım oldu. İletişimim diğer hastalara göre çok daha kolay oldu.

ÇİĞNEMENİN ÖNEMİ

DEEWMemelilerin beslenmesinin ilk ve en önemli aşaması çiğnemedir. Maalesef sosyal yaşam biçimimiz ve değişen ve rafine olan gıdalar bizleri çiğneme davranışından uzaklaştırdı. Çiğnemek bizler için biyomekanik bir olaydır ve vücutta bazı sistemleri harekete geçirir. Bunun yansıra parçalanan gıdalar
kolayca hazmedilir. Barsaklarda oluşan gazların sebebi iyi çiğnememedir.

ÖNERDİĞİMİZ KANSER TEDAVİSİ

Biz merkezimizde hastalara bir kan testi yaparak hangi vitamin, mineral ve yağların eksik olduğunu tespit ediyoruz.
Buna göre hastaya uygun bir beslenme planı oluşturuyoruz. Çünkü zaten bir kere yetersiz ve yanlış beslenme yüzünden insan hasta olmuş. Hastalığın tedavi sürecinde bu yanlış mutlaka giderilmeli ve vücutta eksik olan ne varsa beslenme ile yerine konulmalı. Aksi halde bir iyileşmeden söz edemeyiz.

* Yiyecekleri çiğneyin ve strese kapılmadan yavaş yavaş yiyin. Yemek yemeyi aceleye getirmeyin yemek için kendinize zaman ayırın.
* Yağlı balıkları tüketmeyi ihmal etmeyin. Ton balığı tüketin, bu balığın içinde yüksek miktarda vücut için dışardan alınması şart olan yağ asitleri bulunur. Bu yağ asitlerini vücudumuzun çalışması için
gereklidir. Ancak vücutta üretemeyiz dışardan alınması gerekir. Haftada en az 3 kez yağlı balıkları tüketin.
* Şekerden uzak durun. Şekeri ve türevlerini (nişastalar, karbonhidratlar) hayatınızdan çıkarmaya çalışın. Hızlı şekerleri kesinlikle tüketmeyin.
* Brokoli tüketin. Bunun içinde kanserin metastaz yapmasını önleyen bir madde var.
* Yağları pişirmeyin. Yakmayın. Üzerinden duman çıkan bir yağ toksiktir.
* Sıcaklık yağların kimyasal yapısını değiştirip onları zehirli hale getirir.
* Yağı mümkünse pişmenin son aşamasında ekleyin.
* Brokoli ve diğer sebzeleri tüketirken bunları suda kaynatmayın. İçinde faydalı olan her şeyi suyuyla atarsınız. Tüketirken bunu ağır buharda pişirin. Yağını da sonradan ekleyin üstüne.
* Kanınızdaki bakırı azaltın. Bunun için ıspanak tüketin.
* Kızartmalardan uzak durun. Palmiye yağı ve ay çiçek yağını kullanmayın.
GÜLÜN....

PROFESÖR DR.VİNCENT CASTRONOVO KİMDİR ?

Profesör Vincent Castronovo, Belçika'da Liege Üniversitesi Onkoloji Araştırma Merkezinin yöneticisi ve aynı üniversitenin tıp fakültesi bölüm başkanı.
Pek çok ödül almış bir bilim adamı. Saygın uluslararası tıp ve bilim dergilerinde yayınlanmış iki yüzden fazla makalesi bulunuyor. Klinik onkoloji alanında çalışma yapan bir bilim adamı olmasının
yansıra, kendisi aynı zamanda bir tıp doktoru ve cerrah. Amerika'da ulusal kanser araştırma enstitüsünde uzun yıllar çalışmış ve 1992 yılında ilk Metastaz Araştırma Laboratuvarını kurmuştur.
Yaz aylarının değişmez lezzetlerinin tariflerini vemeye devam ediyoruz :P
Bizi izlemeye devam edin :)



MALZEMELER (4 kişilik)

* 2 kutu ton balığı
* Maydonoz-dereotu-taze nane-sarımsak
* 1 Paket makarna
* 4 adet iri domates
* 4-5 adet sivri biber
* 2 adet kırmızı biber
* Zeytinyağı
* ve baharatlar(kimyoon-karabiber-kırmızıbiber-kekik)

HAZIRLANIŞI
* Makarnamızı her zaman ki şekliyle haşlıyoruz. Makarnamız haşlanırken diğer taraftan malzemelerimizi hazırlamaya başlıyalım.


* Domateslerimizin kabuklarını soyalım. Biberlerimizi ince ince keselin.


* Tavaya zeytinyağı ile beraber alalım ve biberlerimizi ince kıyılmış sarımsaklarla soteleyelim.


* Ardından küp doğranmış domateslerimizi biberlerimize katalım ve iyice ezilene kadar pişirelim.


* Maydonoz ve diğer sebzeleri incecik kıyalım.
* Biraz salçada ekleyebilirsiniz renk vermesi için. Zira yeni nesil domatesler kırmızıdan öte sarı gibi :)
* İnce kıydığımız otlarımızıda tavaya alıp ocağı kapatalım.
* Ton balıklarımzın yağını biraz süzerek sosumuza katalım...
Sonra da makarnamızın üzerine sosumuzu servis edelim ve çatlayana kadar yiiyelim. Hemen arkasından da ''ben neden zayıflayamıyorum''diyelim. Adettendir :P